Meddah
Elinde mendil ve sopasıyla yüksek bir iskemlede oturan meddah, taklitlerle saatlerce hikâye anlatırdı. En heyecanlı yerde susar, devamını ertesi akşama bırakırdı. Böylece kahvehane her akşam yine dolardı.
Mahallenin meclisi, şehrin hafızası
Beş asırdır aynı masa, aynı sohbet.
Kahvehane, Osmanlı'dan bugüne şehrin en demokratik mekânı oldu. Paşa ile esnafın, şair ile hamalın aynı odada oturabildiği; haberlerin yayıldığı, hikâyelerin anlatıldığı, tavlanın şakırdadığı, kartların masaya vurulduğu bir yer.
19. yüzyılda gazetelerin yaygınlaşmasıyla bazı kahvehaneler kıraathane, yani "okuma evi" adını aldı. Gazete okunan, okuma bilmeyenlere yüksek sesle okunan, siyasetin ve mahallenin konuşulduğu bu mekânlar zamanla tüm kahvehanelerin ortak adı oldu.
Tarihçi Peçevi'ye göre Halepli Hakem ve Şamlı Şems adlı iki tüccar, İstanbul Tahtakale'de ilk kahvehaneyi açar. Kısa sürede okumuşların, şairlerin ve kadıların buluşma yeri olur.
Kahvehaneler hızla çoğalır ve çeşitlenir: esnaf kahvehaneleri, yeniçeri kahvehaneleri, semai ve âşık kahvehaneleri. Her birinin kendi müdavimi, kendi adabı vardır.
Devlet işlerinin konuşulduğu bu yerler yönetimi zaman zaman tedirgin eder. IV. Murad döneminde kahvehaneler kapatılır. Yasak uzun sürmez, kapılar yeniden açılır.
Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla, ocağın nişanlarını asan ve siyasi kaynaşmanın merkezi sayılan yeniçeri kahvehaneleri de kapatılır.
1831'de ilk Osmanlı gazetesi Takvim-i Vekayi yayımlanır. Gazetelerin çoğalmasıyla kahvehaneler okuma salonuna dönüşür ve "kıraathane" adı yayılır.
Kahve pahalanıp Rize çayı yaygınlaştıkça ocakta çay kaynamaya başlar. Masalara tavlanın yanında batak, pişti, king ve okey gelir. Her mahallenin, her köyün bir kahvesi olur.
Mekteb-i İrfan
Kahvehanelere bir dönem "mekteb-i irfan", yani bilgelik okulu denirdi. Kitapların pahalı, okuma yazmanın az olduğu zamanlarda insanlar şiiri, tarihi ve dünyadan haberleri kahvehanede öğrenirdi.
Divan şairleri yeni gazellerini burada okur, yaşlılar gençlere nasihat eder, mahallenin sorunları burada konuşulurdu. Kahvehane bir okul, bir meclis ve bir kulüptü.
Kıraat: okumak
Radyodan ve televizyondan çok önce haber kahvehaneye gelirdi. Savaştan dönen askerler, ulaklar, tüccarlar ve gemiciler duyduklarını önce burada anlatırdı.
Gazeteler çıkınca kıraathanelerde masalara serilir, okuma bilen biri yüksek sesle okur, ardından herkes kendi yorumunu ekler. "Kahvede konuşulanlar" bir bakıma şehrin kamuoyuydu.
Elinde mendil ve sopasıyla yüksek bir iskemlede oturan meddah, taklitlerle saatlerce hikâye anlatırdı. En heyecanlı yerde susar, devamını ertesi akşama bırakırdı. Böylece kahvehane her akşam yine dolardı.
Ramazan gecelerinde kahvehanelere Karagöz perdesi gerilir, Hacivat ile Karagöz'ün atışmaları kahkahalarla izlenirdi. Âşık kahvehanelerinde ise ozanlar sazlarıyla karşılıklı atışır, dinleyiciler taraf tutardı.
Mahallenin erkeklerinin sabah gazetesini okuduğu, akşam bir el oyun oynadığı, iş ve dünür arandığı yer.
Köyün ortak salonu: muhtarın duyuruları, düğün ve cenaze haberleri, misafir ağırlama hep buradan geçer.
Aynı loncanın ustaları ve çırakları buluşur. Pazarlık yapılır, iş bölüşülür, meslek sırları konuşulur.
Duvarlarında ortaların nişanları asılı, yeniçerilerin toplandığı mekânlar. Pek çok ayaklanmanın burada konuşulduğu söylenir.
Özellikle Ramazan ve kış gecelerinde saz şairlerinin, semai ve destan okuyucularının sahne aldığı kahvehaneler.
Mahallenin gönüllü itfaiyecileri tulumbacılar, yangın haberini kahvehanede bekler, haber gelince tulumbayı kapıp koşarlardı.
Osmanlı kahvehanelerinin klasikleri. Tavla zarlarının sesi ve "şeşbeş", "dübeş" gibi Farsça kökenli sayılar bugün hâlâ kahvehanenin müziğidir.
İskambil kâğıtları masaya geldiğinde ortaklıklar, koz hesapları ve sonu gelmeyen "o kartı neden attın?" tartışmaları da geldi.
20. yüzyılın ikinci yarısında yayılan okey, kısa sürede kahvehanenin en kalabalık masalarını toplayan oyun oldu. Istaka başında taş dizmek bugün de gece yarılarını bulur.
"Gönül ne kahve ister ne kahvehane,
Halk sözü
gönül sohbet ister, kahve bahane."
Gelenek sürüyor
Kahvehaneler değişti; ocakta kahvenin yerini çay aldı, gazetenin yerini telefon. Ama özü aynı kaldı: dostlarla bir masa etrafında toplanmak, laflamak, bir el daha oynamak.
Kıraathane bu geleneği ekrana taşıyor. Mahalle kahvesindeki o masa, artık nerede olursan ol seni bekliyor.
Masaya otur